Dilmen o röportajın perde arkasını anlattı:

Dilmen o röportajın perde arkasını anlattı: "Torununun sesini duyunca..."

14 Kasım 2017
176 Okunma
Kaynak: Ajansspor
      A A

SABAH Spor yazarı Rıdvan Dilmen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın futbol konuştuğu ve önemli mesajlar verdiği programın perde arkasını anlattı: Mesela Fatih Terim'in gelişi ve gidişinde sanki Sayın Cumhurbaşkanı karar vermiş gibi anlatıldı. Bundan çok rahatsız. Lucescu'nun gelişini kendisi istemiş gibi gösterildi, bundan da rahatsız.

Hocam Cumhurbaşkanımızı o kadar yoğun programı içinde bu yayına nasıl ikna ettiniz… Sizin açınızdan program nasıl geçti? Yayın öncesi ve sonrası neler yaşandı?

Bir hafta önce kendisiyle telefonla konuşurken, "Sayın Cumhurbaşkanımız sizinle bir spor programı yapabilir miyiz" diye sordum. "Çok mutlu olurum" yanıtını verdi. "Önümüzdeki hafta meteorolojiye de bakalım, hafta içi çok yoğunum ama hafta sonu İstanbul'da olacağım. Bir statta buluşur konuşuruz" diye ekledi. Yer ve saat çekimden bir gün önce belli oldu. Sağ olsunlar görüş almak istediğimiz eski futbolcu arkadaşları, kulüp başkanları, antrenörler, 24 saat içinde düşüncelerini bizimle paylaştılar. NTV Spor ekibi yoğun bir çalışma ile ilk kez bir spor programına katılan Sayın Cumhurbaşkanımıza yakışır bir program olması için hazırlıklarını yaptı. Program bizim için çok kolay oldu. Çünkü karşımızda bizim kadar futbolu ve sporu bilen her şeyden önce bir sporcu vardı. Hatta yayından önce kendisine tekrar "Çok yorgunsanız dinlenmek isterseniz erteleyebiliriz" dedim. "Pazar günü İstanbul'da Soçi öncesi Başbakanımız, Genelkurmay Başkanımız'la toplantılarım var. Daha yoğun olacağım, verdiğimiz sözü tutalım biz, programı yapalım" dedi.

PROGRAMI AİLESİYLE BİRLİKTE SEYRETMİŞ
Program sonrası olağanüstü bir geri dönüş oldu. Türkiye'nin her yerinden olumlu eleştiriler aldık. Program bant çekim olduğu için Cumhurbaşkanımız da ailecek izlemişler. O kadar yoğun ki bugün (dün) Soçi'ye gitti sonrasında Kuveyt, Katar. Bu ülkenin geleceği için sürekli görüşmeler içinde olan, ABD ve Batı ile stresli dönemler yaşarken, aile, spor ve arkadaşlığın hayatında en önemli değerler olduğunu bir kez daha gördük. Kendisini tanıdığım kadarıyla programda görülenler ve anlatılanlar sadece 10'da biri değil. Cumhurbaşkanımız sadece sporda değil sanatta da aynı şekilde herkese kapısı açık olan bir insan. Programda Sayın Cumhurbaşkanımız çok rahattı ve o rahatlığı bize de verdi. Doğal olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin bir numarası olan bir büyüğümüz karşısında olmak bizim için kolay bir iş değildi. Yayına girerken, saygıda kusur etmemek için ceketlerimizi iliklemeyi de ihmal etmedik. Tam yayın başlarken "Murat (Kosova), Rıdvan Hoca açın düğmeleri rahat rahat oturalım" dedi. Bu yaklaşımı bile bizi çok rahatlattı. Bir spor büyüğü olarak, ülkeyi yöneten bir numaralı insan olarak da net mesajlar verdi.

TORUNUNUN SESİNİ DUYUNCA DAYANAMADI
Program öncesinde Başakşehir Stadı'nı gezdik. Aziz bey (Yıldırım), Göksel bey (Gümüşdağ) ve Belediye başkanımız (Mevlüt Uysal) oradaydı. Sahanın ortasında sohbet ettik. Başakşehir Stadı'ndaki her dine uygun ibadet yerleri çok hoşuna gitti. Sonra güzel bir yayın oldu. Benim için yaşanan en enteresan olaya gelecek olursak ki Cumhurbaşkanımızın duygularını anlatması açısından önemliydi. Gerçi ailesiyle ilgili bir şey anlatacağım izin almadan ama beni affetsin kendisi. Yayın bitti, odaya geçtik, üzerini değiştiriyordu ki kızı Sümeyye hanım aradı, "Baba çok özledik yemeğe bekliyoruz" dedi. Aslında yayın sonrası için Göksel bey de bir yemek organ-i zasyonu hazırlamıştı. Oradaki dostlarla yemek yiyecektik. Kızına da "Buradaki arkadaşlar, dostlarla yiyeceğiz" dedi ama o sırada telefonda bir bebek sesi duyuldu. Kızı "Torunun seni çok özledi" dedi. Cumhurbaşkanımız hem bizi kırmak istemiyor ama aklı da orada kaldı. Sonrasında orada oturanlara "Kusura bakmayın" diyerek kalktı. "Cumhurbaşkanım torun kaç yaşında" diye sorunca "Ne yaşı daha 3 aylık. Sesini bana duyuruyorlar ki hayır diyemeyip gideyim" dedi. İşte Cumhurbaşkanımız böyle hasas bir insan.



2. En çok merak edilen konu yabancı kuralıydı. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı TFF'ye ve kulüplere açık ve net bir mesaj verdi.. Siz ne düşüyorsunuz bu açıklamalar için? 

Türkiye'de Futbol Federasyonu özerk… Devlet de bu konuda onların özerk olduğunu her fırsatta dile getir-i yor. Ama röportajlarında "Sayın Cumhurbaşkanımızın dediklerini yapıyoruz" tarzı cümleleri sosyal medyada serzenişlere neden oluyor. 14 yabancı kuralı çıkarken zaten Cumhurbaşkanımıza sormadılar. İşin tuhaf tarafı "Cumhurbaşkanımız istedi" dediler. Daha sonra kendisinin ATV'de yaptığı konuşmasında yabancının Milli Takım'a yansıması ile ilgili sözleri sanki tamamen karşıymış havası yarattı. Bizim programda bir spor adamı ve Cumhurbaşkanı olarak son noktayı koydu. Kriterlerin olması gerektiğini söyledi. Ben de aynı fikirdeyim. 2019'dan sonra "şöyle olsun" da demedi. "Kulüpler, TFF ile birlikte oturup masaya karar verirler" dedi. Ama ben 2019'u beklemeden bu sezon sonuna kadar 2019 sonrası için neler olacağının kararının verilmesinde fayda görüyorum. Aslında en büyük problem, 14 oyuncu çıkarken, Federasyon ve Fatih Terim'in aldığı karar uygulansaydı son derece doğru olurdu. Aslında o yerli oyuncuyu teşvik olacaktı. O gün açıklandığında bir kanun çıkardılar. Her yabancı için ücret ödenecekti. 14 yabancı olan bir takım toplamda 6 milyon lira TFF'ye ödeme yapacaktı. Bu para altyapılara verilecekti. 3-5 günde operasyonla toplamda bu rakamı 2.5'a düşürdüler. Bu paralar kulüplere verildi mi soru işareti. Bunu onlara sormak gerek. Bu 2.5'u da kaldırdılar bildiğim kadarıyla. Yani sahaya sürülen her yerli oyuncu için milli ise kulüplerimizin altyapısına teşvik verilecekken iki ayrı gecede yok edildi.



3. Röportajın aslında en can alıcı noktası kulüplerin ekonomik durumlarına dair sizin sorduğunuz soruydu.. Sayın Cumhurbaşkanı dedi ki, "Parayı, yönetecek iş bilen adamlara teslim edeceksiniz." Bu sözlerden şu ortaya çıkar mı, "Bu işi iyi yapamıyorsunuz ve yapan birine teslim etmek için bırakın." Sonuçta borç inanılmaz.

Zaten sıkıştığı zaman kulüpler direkt Ankara'ya gidiyorlar. Malum olduğu üzere yayın gelirleri, Cumhurbaşkanımız'ın Katar'la olan ikili ilişkilerinden gelen para. TFF mali kriterler getiriyor ama sonra halı altına atıyor. Geçmişte Süper Lig'de ceza alan kulüplerin cezaları bir gecede örtbas edildi. Ama bunları gözardı etmeyen iki yer var. UEFA ve FIFA. Sadece 4 kulübün, 7 milyar TL borcu varken artık kulüpler yasasının çıkması ve kulüplerin ekonomisini 2018'de çıkacak kulüpler yasası ile minimize etmek gerekiyor. Bu hemen yapılacak bir şey değil. Yasa 2018'de çıktığında bu 10 yıla yayılır. Kulüpleri korumak gerek. Evet çok hata yapıp borçlandılar ama bir anda da kesmek yanlış. Hukukçular bir araya gelip, fazla açılmadan Avrupa'da da kulüpleri zorlamayacak bir yasa hazırlığındalar. Bu da parayı doğru kullanmayı getirecektir. Cumhurbaşkanımızın en çok rahatsız olduğu konu siyasi, ekonomi, her türlü bürokraside olduğu gibi sporda da hiç konuyla ilgisi yokken dahi sanki kendisine danışılmış sanki kendisi talimat vermiş gibi bir algı oluşturulması. Özellikle spor camiasında alınan tuhaf kararlardan rahatsız. Birçok örneği var ama örnek vermek istemiyorum. Hatta genel anlamda bundan iki ay önce "Kararı raconu ben keserim" diye bir çıkış yapmıştı. Sebebi tüm bunlardan duyduğu rahatsızlıktı. Spor camiasında, altını çizerek söylüyorum sürekli "Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatı" diyerek insanlar yanlış yönlendiriliyor. Mesela Fatih Terim'in gelişi ve gidişinde karar vermiş gibi anlatıldı bundan çok rahatsız. Lucescu'nun gelişine karar vermiş gibi görüldü, bundan da rahatsız. Sanki her şeye karışıyormuş gibi anlatılıyor. Programı izleyen insanlar zaten anlamıştır. Duygusal ve insani yönleri ortada.



4. Milli Takım başarılı değil. Bu konuyu da konuştunuz. Ay yıldızlı takımın formasını kimse beğenmiyor. Sayın Cumhurbaşkanı, 'Federasyonun tercihi' dedi. Önümüzdeki günlerde eski formaya döner miyiz? 
Ben şu anda oynanan hazırlık maçlarındaki oyuncu tercihlerini niye böyle yapıyor diyemem. O da hazırlık maçı olduğu için önümüzdeki birkaç yılı düşündüğü için bazı oyuncuları görmek istiyordur. Teknik adamın takımındaki oyuncuya serzenişi de haksız değildir. Ancak eğer Atilla Türker'in yazdığı yazı doğruysa ki iyi bir gazetecidir. Üzerinde çok ama çok durulması gereken bir konudur. Surinam asıllı Erdal kardeşimizle ilgili konu çok önemlidir. Bu tablonun altından değil Lucescu, Federasyon da kalkamaz. Forma konusunda Cumhurbaşkanımız kendi fikrini söyledi ama çok da girmek, yorum yapmak istemedi. 'Böyle olsun' demedi ama gönlündekini söyledi. Kesinlikle talimat olarak algılanmamalı.